Yeni yıl ile birlikte kamuoyunda “terörsüz Türkiye” başlığı altında yürütülen bütünleşme sürecinin hukuki ve siyasi adımları yakından takip edilmektedir…
Bu kapsamda, Meclis’te oluşturulan komisyonlarda görev alan siyasi partilerin, hem siyasi perspektif hem de hukuki yaklaşım bakımından hazırladıkları raporların, TBMM Genel Kurulu’na sunulmadan önce basına yansımaya başladı…

Ak Parti’nin suçlu–suçsuz ayrımını esas alan çerçeve kanun önerisi, bireysel sorumluluğu öne çıkarması bakımından olumlu gibi görünse de….terörle mücadelede caydırıcılığı azaltma ve kamu vicdanında adalet duygusunu zedeleme riski taşımaktadır…

Milliyetçe Hareket Partisi ağırlıklı olarak etkin pişmanlık esaslı infaz düzenlemeleri talebinin terörle mücadelede bilgi elde edilmesi açısından işlevsel görünse de, sınırları net çizilmediği takdirde cezasızlık algısını güçlendirme, örgütsel sorumluluğu gölgeleyen sonuçlar doğurma ve şehit aileleri ile kamu vicdanında adalet duygusunu zedeleme riski taşımaktadır….

DEM Parti’nin hazırladığı rapor…süreci “terörle mücadele” bağlamından ziyade “Kürtlerle barış” söylemi üzerinden ele almakta;
kimliğe anayasal statü tanınması,
Kürtçenin ikinci resmî dil olarak kabul edilmesi ve kamusal alanda yaygın kullanımı,
okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitim dili olarak Kürtçenin yer alması,
yerel yönetimlerde özerklik,
Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması,
devletin kuruluş yılları ve yakın geçmişle “yüzleşmesi” gibi anayasal rejimi ve üniter devlet yapısını doğrudan etkileyen öneriler içermektedir.

Cumhuriyet Halk Partisinin “terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırladığı rapor, geçmişle yüzleşme ve mağduriyet söylemi üzerinden şekillense de hukuki netlikten uzak ve kamu güvenliği açısından ciddi riskler barındırmaktadır…
Dersim arşivleri, yerleşim isimleri ve tazminat gibi tarihsel ve hassas başlıkların toplumsal mutabakat ve bütüncül bir devlet politikası olmaksızın gündeme getirilmesi çözüm üretmekten ziyade yeni ayrışmalar doğurabilirken, FETÖ ve PKK iltisakı gerekçesiyle kamudan çıkarılan KHK’lılara ilişkin tüm işlemlerin yeniden ele alınması önerisi bireysel hak ihlalleri ile örgütsel sorumluluk arasındaki ayrımı netleştirmediği için kamu vicdanını zedeleme potansiyeli taşımaktadır…ayrıca raporda terörle mücadelede devletin meşru savunma hakkını ve kamu düzenini esas alan güçlü bir çerçevenin bulunmaması, bu yaklaşımın toplumsal barışı güçlendirmek yerine hukuki belirsizlikleri artıran ve devletin güvenlik mimarisini tartışmalı hale getiren bir nitelik taşıdığı izlenimini vermektedir…

Bu bağlamda…
Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal barışın güçlendirilmesi elbette herkesin ortak temennisidir. Ancak bu hedefe ulaşma adına atılacak adımların;
anayasal düzeni,
üniter devlet yapısını,
kamu güvenliğini,
şehit ve gazi ailelerinin hassasiyetlerini,
toplumun adalet duygusunu
zedelememesi hayati önemdedir…
Terörle mücadeleyi kriminal sorumluluktan çıkaran, örgütle birey arasındaki farkı belirsizleştiren, kamu düzenini zayıflatan ve devleti öz savunma reflekslerinden arındıran yaklaşımlar; çözüm üretmek yerine yeni kriz alanları doğurma riski taşımaktadır…
Özellikle terörle mücadele mevzuatının tümden kaldırılması ya da anayasal kimlik tartışmalarının siyasal pazarlık konusu haline getirilmesi, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmekten ziyade ayrışmayı derinleştirebilir…

Bu nedenle süreç; hukuk devleti ilkeleri, eşit vatandaşlık anlayışı ve terörle arasına net mesafe koyan samimi bir yaklaşım temelinde yürütülmeli; çözüm arayışları, devletin kurucu değerleriyle çatışan talepler üzerinden değil, ortak gelecek iradesi üzerinden şekillendirilmelidir…

Vesselam…

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*