Ayrılık, yalnızlık ve yoğun duygusal stres yalnızca ruh halimizi değil, yeme alışkanlıklarımızı da değiştirebiliyor. Kimi insan üzüntü yaşadığında iştahını kaybederken, kimi ise kendisini bir anda çikolata, cips ya da fast food ürünlerinin başında bulabiliyor. Peki, kalp kırıklığı gerçekten insanı acıktırıyor mu, yoksa burada başka bir mekanizma mı devreye giriyor?
Türkinform Muhabiri Pelin Zengin, ayrılık ve duygusal stresin yeme davranışı üzerindeki etkisini Diyetisyen Zeliha Ateş’e sordu. Ateş, ayrılık sonrasında herkesin aynı tepkiyi vermediğini belirterek, bazı kişilerde iştah azalırken bazı kişilerde yeme isteğinin artabileceğini ifade etti.
STRES DEVREYE GİRİNCE
Ayrılık döneminde yaşanan üzüntü, yalnızlık, reddedilme hissi ve yoğun stres, beynin stres ve ödül sistemlerini etkileyebiliyor. Diyetisyen Zeliha Ateş, stres yanıtında önemli rol oynayan kortizol hormonunun da iştah ve yeme davranışıyla ilişkili olduğunu belirtti.
Ancak bu durum herkes için aynı şekilde ortaya çıkmıyor. Ateş, “Kortizol yükseldiği için herkes daha fazla yer” şeklinde bir genelleme yapılamayacağını vurgularken, stresin özellikle uzun sürmesi halinde bazı kişilerin yüksek yağ ve şeker içeren yiyeceklere yöneliminin artabileceğini aktardı.
ÇİKOLATA NEDEN DAHA ÇEKİCİ?
Ayrılık sonrası çikolata, tatlı, cips veya fast food gibi yiyeceklere duyulan isteğin artması da dikkat çekiyor.
Ateş, lezzetli yiyeceklerin yalnızca açlığı gidermekle kalmadığını, beynin ödül mekanizmalarını da harekete geçirebildiğini söyledi. Bu nedenle kişi fiziksel olarak aç olmadığı halde belirli bir yiyeceği yoğun şekilde arzulayabiliyor.
“Bir şeyler yiyince kendimi daha iyi hissediyorum” düşüncesinin de bu noktada önem kazandığını belirten uzman, yemenin bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabildiğini ifade etti. Bu rahatlama, benzer duygusal durumlarda yeniden yeme davranışının ortaya çıkmasını kolaylaştırabiliyor.
AÇLIK MI, DUYGU MU?
Buradaki en önemli ayrımlardan biri fiziksel açlık ile duygusal yeme arasındaki fark.
Fiziksel açlıkta vücudun enerji ihtiyacı ön plandayken, duygusal yemede kişi bazen aç olmadığı halde yaşadığı üzüntüyü, yalnızlığı veya stresi hafifletmek amacıyla yiyeceğe yönelebiliyor.
Ateş, özellikle duygusal açıdan zor dönemlerde kişinin kendi açlık sinyallerini fark etmesinin önemli olduğunu vurguladı. Bunun için kişinin kendisine “Şu anda gerçekten aç mıyım, yoksa kendimi kötü hissettiğim için mi yemek istiyorum?” sorusunu yöneltebileceğini belirtti.
“AŞK ACISI ACIKTIRIYOR” MU?
Peki gerçekten aşk acısı mı acıktırıyor?
Ateş, bunun doğrudan “aşk acısı acıktırıyor” şeklinde açıklanmasının doğru olmayacağını söyledi. Ayrılığın oluşturduğu stres ve duygusal yük, bazı kişilerde yeme isteğini artırabiliyor.
Stres ve yeme davranışı arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı araştırmalar da özellikle yüksek yağ ve şeker içeren, daha az sağlıklı yiyeceklere yönelimin bazı kişilerde artabildiğine işaret ediyor. Ancak uzman, bireysel farklılıkların oldukça belirgin olduğunu ve aynı stresli durumun herkeste aynı yeme davranışını oluşturmayacağını kaydetti.
BUZDOLABINI AÇMADAN ÖNCE…
Bazen elimizin buzdolabına gitmesinin nedeni gerçekten açlık olmayabilir.
Diyetisyen Zeliha Ateş, bu noktada farkındalığın önemine dikkat çekti. Kişinin yemek yemeden önce kendi duygusunu ve fiziksel açlığını ayırt etmeye çalışması, duygusal yeme davranışını fark etmesine yardımcı olabilir.
Çünkü mesele yalnızca ne yediğimiz değil, hangi duyguyla yemek istediğimizi anlayabilmek.
Kalp kırıklığı doğrudan mideyi acıktırmasa da, beraberinde getirdiği stres ve duygusal yük bazı kişilerde yeme isteğini tetikleyebiliyor. Yani bazen buzdolabının kapağını açtıran gerçekten midemiz değil, kalbimiz olabiliyor.





