Belediyecilik, yalnızca yol yapmak, çöp toplamak ya da park düzenlemek değildir. Belediyecilik; bir şehrin geleceğini planlamak, bugünü yönetirken yarını inşa etmektir. Bu yüzden şehir yönetimi, günü kurtaran değil, geleceği öngören bir akıl gerektirir.
Bugün en büyük sorunlardan biri, şehirlerin plansız büyümesi ve bunun doğal sonucu olarak ortaya çıkan trafik keşmekeşidir. Trafik, aslında bir sonuçtur; yanlış imar kararlarının, eksik planlamanın ve veriye dayanmayan yönetimin sonucudur. Eğer bir şehir, nüfus artışı, araç yoğunluğu ve ulaşım ihtiyaçları dikkate alınmadan büyütülürse, o şehirde trafik bir sorun değil, kaçınılmaz bir kriz haline gelir.
Oysa çağdaş belediyecilikte temel kural nettir: Ölçmeden yönetemezsiniz. Mevcut istatistikleri dikkate almadan, nüfus projeksiyonları yapılmadan, ulaşım ana planları hazırlanmadan atılan her adım, gelecekte kilitlenen yollar, içinden çıkılamayan kavşaklar ve kaybolan zaman olarak geri döner. Bugün birçok şehirde yaşanan trafik çilesi, dün yapılan plansızlıkların bedelidir.
İmar planları hazırlanırken en büyük hatalardan biri de ulaşım altyapısının geri planda bırakılmasıdır. Oysa bir şehrin damarları yollarıdır. Yolları hesaba katmadan yapılan her yapılaşma, o damarlara atılan bir düğüm gibidir. Zamanla bu düğümler çözülmez hale gelir. Genişletilemeyen yollar, yetersiz otoparklar, plansız kavşaklar… Bunların hiçbiri kader değildir; bilinçli ve bilimsel planlama ile önlenebilir.
Tam da bu noktada, seçim süreçlerine dair önemli bir gerçeği konuşmak zorundayız. Belediyeler, rastgele adaylarla yönetilecek kurumlar değildir. Siyasi partiler belediye başkan adaylarını belirlerken popülerlik ya da yerel dengeler kadar, hatta daha fazla liyakati esas almak zorundadır. Şehir planlamacıları, kamu yönetimi uzmanları, mimarlar, mühendisler… Yani bu işin eğitimini almış, sahasını bilen insanlar öncelik olmalıdır.
Belediye başkanlığı; “Ahmet ağa, Mehmet ağa” meselesi değildir. Bu görev, bir şehrin kaderini belirleyen ciddi bir sorumluluktur. Şehir planlamasını bilmeyen, altyapı kurgusunu anlamayan, veriye dayalı yönetim yaklaşımı olmayan kişilerin bu göreve gelmesi, sadece bugünü değil, geleceği de riske atar.
Bugün yaşadığımız pek çok sorunun temelinde işte bu anlayış yatmaktadır. Her gün yeni bir sorunla, yeni bir tartışmayla karşı karşıya kalmamız tesadüf değildir. Eğer adaylık süreçlerinde ehliyet ve liyakat esas alınmazsa, yarın da aynı sorunları konuşmaya devam ederiz.
Artık kaybedecek zamanımız yok. Şehirler büyüyor, nüfus artıyor, sorunlar katlanıyor. Belediyeler oy deposu değil, hizmet merkezleridir. Orada yapılacak her doğru iş, bir neslin hayatını kolaylaştırır; her yanlış karar ise yıllarca sürecek sorunların temelini atar.
Sonuç olarak; belediyecilik bir vizyon, bir bilgi ve bir sorumluluk işidir. Şehri kurarken yolu, yolu kurarken geleceği düşünmek zorundasınız. Ve bunu ancak işin ehli olanlar başarabilir.
Unutulmamalıdır ki; doğru insanla yönetilen şehir kazanır, yanlış tercihler ise sadece zaman değil, gelecek kaybettirir.