Ticari hayatın gelişmesiyle birlikte işletmelerin faaliyet alanları genişlemekte, buna bağlı olarak işletme sahiplerinin tüm işlemleri bizzat yürütmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle tacirler, ticari faaliyetlerini sürdürebilmek amacıyla belirli kişilere temsil yetkisi vermektedir. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen ticari temsilci ve ticari vekil kurumları da bu ihtiyacın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Her iki temsil türü de işletmenin faaliyetlerinin yürütülmesini kolaylaştırsa da sahip oldukları yetkiler, atanma usulleri ve hukuki sonuçları bakımından önemli farklılıklar içermektedir.
Uygulamada ticari temsilci ile ticari vekil kavramlarının zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Oysa işletmenin büyüklüğü, faaliyet alanı ve ihtiyaç duyulan temsil yetkisinin kapsamı dikkate alınarak hangi temsil türünün tercih edileceğinin doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu iki hukuki kurum arasındaki temel farklar şunlardır:
Yetki ve sınırlandırma bakımından farklılaşsalar da sorumluluk bakımından her iki temsilci de benzer yükümlülüklere tabidir. Her iki temsilci de görevlerini dürüstlük kuralına uygun olarak yerine getirmek ve işletme sahibinin menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Yetkinin aşılması veya özen borcuna aykırı davranılması (özellikle yetkisiz işlem yapılması) durumunda ortaya çıkabilecek zararların tazmini, genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak ticari temsilci ve ticari vekil, ticari işletmelerin faaliyetlerinin etkin şekilde yürütülmesini sağlayan önemli hukuki kurumlardır. İşletme sahiplerinin temsil yetkisi verirken ilgili mevzuatı dikkate almaları, temsilcilerin ise yetkilerinin sınırlarını bilmeleri, ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ticari hayatın güven içinde sürdürülebilmesi, temsil kurumlarının kanunun öngördüğü çerçevede doğru uygulanmasına bağlıdır.