Gün boyunca tamamlanan işler, verilen yanıtlar ve yerine getirilen sorumluluklar, günün sonunda her zaman başarı hissi yaratmıyor. Aksine, yapılacaklar listesindeki eksiklere takılmak, daha fazlasını yapabileceğini düşünmek ve dinlenirken bile huzursuzluk duymak, kişinin kendi emeğini değersizleştirmesine neden olabiliyor. Bir iş biter bitmez diğerine yönelmek, kısa bir mola sırasında dahi çalışmayı düşünmek ve başkalarının beklentilerini karşılayamadığında kendini yetersiz hissetmek, bu döngünün farklı görünümleri olarak öne çıkıyor.
Peki, bütün gün çalışmasına rağmen insan neden kendisini yeterince üretken hissetmiyor? Dinlenmek neden kimi zaman rahatlamak yerine suçluluk yaratıyor? Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Barış Can Kolçak, Türkinform muhabiri Pelin Zengin’in sorularını yanıtlarken bu davranışların arka planında kişinin özdeğer algısının, kabul görme ihtiyacının ve dinlenmeye ilişkin yerleşik düşüncelerinin bulunduğuna dikkat çekti.
DEĞERLİ HİSSETMEK İÇİN DAHA FAZLASINI YAPMAK
Kişinin gün boyunca ne kadar çalıştığından bağımsız olarak kendisini yetersiz hissetmesi, kendi değerini başarı ve üretkenlikle ilişkilendirmesinden kaynaklanabiliyor. Özellikle çocukluk döneminde sevgi ve takdirin başarıya, uyumlu davranışlara ya da sorumlulukları eksiksiz yerine getirmeye bağlanması, yetişkinlikte de benzer bir kabul görme arayışını sürdürebiliyor.
Kolçak, çocuklukta edinilen bu yaklaşımın yetişkinlikte kişinin kendisini değerlendirme biçimine yansıyabildiğini vurguluyor. Çabası veya kişiliği yerine yalnızca başardıkları üzerinden takdir gören birey, zamanla değerli hissetmek için sürekli bir şeyler üretmesi gerektiğine inanabiliyor. Böylece çalışma, yalnızca yapılması gerekenleri tamamlamak olmaktan çıkıyor; kişinin kendisini kanıtlama ve çevresinden onay alma çabasına dönüşüyor.
Bu düşünce biçiminin temelinde, yeterince çaba gösterilmediğinde takdirin ve görünürlüğün kaybedileceği korkusu yatabiliyor. Kolçak, söz konusu kaygıyı şu ifadeyle anlatıyor:
“Eğer daha fazlasını yapmazsam takdir edilmem, görünmez olurum.”
Bu bakış açısı, tamamlanan işlerin neden kalıcı bir tatmin yaratmadığını da açıklıyor. Kişi, elde ettiği sonuçları değerlendirmek yerine kendisini bir sonraki başarısıyla kanıtlamaya yöneliyor. Üretkenlik arttıkça beklentiler de yükseliyor ve yeterli hissetmek giderek zorlaşıyor.
MÜKEMMELİYETÇİLİK, TAMAMLANAN İŞLERİ GÖLGEDE BIRAKIYOR
Yetersizlik hissini besleyen bir diğer unsur mükemmeliyetçilik. Kişi, gün boyunca tamamladığı çok sayıda işi görmezden gelip yetişmeyen tek bir göreve ya da gözden kaçan küçük bir ayrıntıya odaklanabiliyor. Böylece günün genelinde ortaya konulan emek, eksik kalanların gölgesinde kalıyor.
Mükemmeliyetçi düşünce yapısında başarı, ulaşılan bir sonuçtan çok sürekli aşılması gereken bir ölçüt hâline gelebiliyor. Kolçak’ın değerlendirmeleri doğrultusunda, kişinin kendisinden beklediği düzey sürekli yükseldiğinde mevcut başarıları yeterli bulması da güçleşiyor. Bir hedef tamamlandığında rahatlamak yerine yeni bir eksiklik beliriyor; kişi, ne kadar çabalarsa çabalasın kendisini tamamlanmamış hissedebiliyor.
Bu nedenle gün sonunda yaşanan yetersizlik duygusunu yalnızca işlerin miktarıyla açıklamak mümkün değil. Kişinin yaptığı işleri nasıl değerlendirdiği, hangi ölçütlere göre kendisini başarılı kabul ettiği ve eksiklere ne kadar odaklandığı da belirleyici olabiliyor.

DURMAK NEDEN SUÇLULUK YARATIYOR?
Sürekli çalışma ihtiyacı, yalnızca yoğun bir iş temposunun sonucu olmayabiliyor. Çalışmanın üretkenlikle, dinlenmenin ise tembellikle ilişkilendirildiği bir düşünce biçimi de kişinin kendisine zaman ayırmasını zorlaştırabiliyor. Böyle bir yaklaşım içselleştirildiğinde, hiçbir şey yapmadan geçirilen kısa bir süre bile boşa harcanmış zaman gibi algılanabiliyor.
Kolçak, durmanın yarattığı huzursuzluğun kişiyi yeniden harekete geçirebildiğini belirtiyor. Dinlenirken yapılacak işleri düşünmeye devam eden kişi, ortaya çıkan suçluluk hissinden kurtulmak için kendisini yeniden bir görevin içinde bulabiliyor. Bu noktada sürekli meşgul olmak, yalnızca sorumlulukları yerine getirmenin değil, dinlenmenin yarattığı rahatsızlıktan kaçınmanın da bir yolu hâline geliyor.
Uzman, bu davranışın arkasındaki psikolojik mekanizmayı şu sözlerle açıklıyor:
“Sürekli hareket halinde olmak, dinlenmenin getirdiği o rahatsız edici suçluluk duygusuna karşı geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıdır.”
Bu döngüde çalışmaya devam etmek kısa süreli bir rahatlama sağlayabiliyor. Ancak kişi, dinlenmeye ihtiyaç duyduğu hâlde yeniden işlere yöneldiği için kendisini toparlayacak zamanı bulamıyor. Bir görev tamamlanıyor, ardından diğeri başlıyor ve mola vermek bir kez daha erteleniyor.
HERKESE YETİŞMEK, İLİŞKİLERİ KAYBETME KORKUSUYLA MI İLGİLİ?
Sürekli bir şeylere yetişme çabasının arkasında, yalnızca iş yükü değil, başkalarının beklentilerini karşılayamama kaygısı da bulunabiliyor. Her talebe olumlu yanıt vermek, çevresindekilere destek olmak ve sorumlulukları üstlenmek isteyen kişiler, sınır koyduklarında yetersiz görüleceklerini veya ilişkilerinin zarar göreceğini düşünebiliyor.
Kolçak, bu tutumun kabul görme ve ilişkileri kaybetmeme arzusuyla bağlantılı olabileceğini anlatıyor. Kişi, bir isteği geri çevirdiğinde karşı tarafı hayal kırıklığına uğratmaktan ya da gözden düşmekten endişe edebiliyor. Bu nedenle kendi ihtiyaçlarını erteleyerek başkalarının beklentilerine yetişmeye çalışabiliyor.
Kolçak, bu kaygının arkasındaki düşünceyi “Eğer her şeye yetişmezsem, herkesin beklentisini karşılamazsam, yetersiz görülürüm ve insanlar benden uzaklaşır” sözleriyle açıklıyor.
Bu yaklaşım, kişinin yalnızca iş hayatında değil, ilişkilerinde de sürekli bir performans baskısı yaşamasına neden olabiliyor. Herkese yetişme çabası zamanla kendi sınırlarını korumayı zorlaştırırken dinlenmeye ayrılabilecek zamanı da daraltıyor. Böylece başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için gösterilen çaba, kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana itmesiyle sonuçlanabiliyor.

DİNLENMEK BİR ÖDÜL DEĞİL, İHTİYAÇ
Dinlenmeyi ancak bütün sorumluluklar tamamlandığında hak edilen bir ödül olarak görmek, sürekli yetişme baskısını besleyen düşüncelerden biri. Günlük yaşamda yapılacak işler hiçbir zaman bütünüyle sona ermeyebildiği için kişi, kendisine ayıracağı zamanı sürekli erteleyebiliyor.
Kolçak’a göre bu durum, bedenin ve zihnin çalışma alışkanlıklarıyla da ilişkili. Uzun süre kesintisiz çalışmaya ve sürekli meşgul olmaya alışan kişiler, durduklarında huzursuz hissedebiliyor. Dinlenmeyi doğal bir ihtiyaç olarak kabul etmek yerine bir aksaklık gibi algılayarak yeniden çalışmaya yönelebiliyorlar.
Dinlenmeye zaman ayırmanın tembellik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Kolçak, molaların uzun vadede ruhsal ve fiziksel dengeyi korumadaki önemine dikkat çekiyor.
Günün sonunda hissedilen yetersizlik duygusu, yalnızca tamamlanamayan işlerle ilgili değil. Kişinin kendi değerini üretkenliğiyle ölçmesi, başarılarını görmezden gelmesi, başkalarının beklentilerini karşılayamadığında kabul görmeyeceğinden korkması ve dinlenmeyi sürekli ertelemesi aynı döngüyü besleyebiliyor.
Daha fazlasını yapmak, her zaman daha yeterli hissetmeyi sağlamıyor. Kişi kendi değerini yalnızca tamamladığı işlerle ölçtüğünde, biten görevlerin yerini yeni beklentiler alabiliyor. Bu nedenle gün sonunda ortaya çıkan eksiklik hissini anlamak, yalnızca ne kadar iş yapıldığına değil, kişinin kendi emeğine ve dinlenme ihtiyacına nasıl yaklaştığına da bakmayı gerektiriyor.





