Bilgisayar kapandı, mesai bitti, iş yerinden çıkıldı. Ancak ertesi gün yapılacaklar, cevaplanmamış mailler veya gün içinde yaşanan bir problem hâlâ zihinde dönmeye devam edebiliyor. Fiziksel olarak işten uzaklaşmak, zihinsel olarak da işten kopabilmek anlamına gelmeyebiliyor.
Türkinform’a konuşan Psikolog Buse Kaya, özellikle yoğun sorumluluk, belirsizlik, yetişmesi gereken işler ve çözülmemiş problemlerin kişinin mesai sonrasında da iş düşünceleriyle meşgul olmasına neden olabileceğini belirtti.
MESAİ BİTİYOR AMA BEYİN NEDEN İŞTEN ÇIKAMIYOR?
Mesai saatinin sona ermesinin beynin otomatik olarak “iş modundan” çıkacağı anlamına gelmediğini belirten Kaya, tamamlanmamış görevlerin zihinsel olarak takip edilmeye devam edilebildiğini söyledi.
Kaya, “Özellikle yoğun sorumluluk, belirsizlik, yetişmesi gereken işler veya çözülmemiş problemler varsa zihin bunları tamamlanmamış görevler olarak algılayabiliyor. Bu nedenle kişi fiziksel olarak iş yerinden ayrılsa bile zihinsel olarak çalışmaya devam edebiliyor” ifadelerini kullandı.
Bu durumun “işle ilgili ruminasyon” olarak tanımlanabildiğini aktaran Kaya, kişinin eve geldikten sonra maillerini kontrol etmeyi sürdürmesi, ertesi gün yapacaklarını düşünmesi veya gün içinde yaşanan bir problemi tekrar tekrar zihninde canlandırmasının beynin “iş bitti” sinyalini almakta zorlanmasına yol açabileceğini ifade etti.
Yoğun stres sırasında bedensel stres sistemlerinin de devreye girdiğine dikkat çeken Kaya, kişinin işten çıktıktan sonra da işle bağlantısını sürdürmesinin gevşeme ve toparlanma sürecini zorlaştırabileceğini belirtti.

BU BELİRTİLERİ “YOĞUN BİR DÖNEM” DİYE GEÇİŞTİRMEYİN
Stresin her zaman olumsuz olmadığını ifade eden Kaya, belirli düzeyde stresin kişiyi harekete geçirebildiğini ve performansı destekleyebildiğini söyledi. Asıl problemin, stresin geçici olmaktan çıkarak kişinin dinlenme ve toparlanma kapasitesini aşmasıyla başladığını belirtti.
Sürekli yorgunluk, kas gerginliği, baş ağrısı, mide şikâyetleri, çarpıntı ve uyku düzenindeki değişikliklerin iş stresine eşlik edebileceğini söyleyen Kaya; tahammülsüzlük, kolay öfkelenme, dikkat ve konsantrasyonda azalma, unutkanlık, motivasyon kaybı ve daha önce keyif veren aktivitelere karşı isteksizliğin de görülebileceğine dikkat çekti.
Kaya, “Yoğun bir hafta geçirdikten sonra yorgun hissetmek oldukça doğaldır. Ancak kişi hafta sonu veya izin sonrasında bile toparlanamıyorsa, sabahları işe gitme düşüncesi yoğun bir sıkıntı yaratıyorsa, uyku ve sosyal ilişkileri bozulmaya başladıysa veya iş dışındaki hayatından da keyif alamıyorsa bunu yalnızca ‘yoğun bir dönem’ olarak değerlendirmemek gerekir” dedi.
“HER ŞEYE YETİŞMELİYİM” DÜŞÜNCESİ STRESİ ARTIRABİLİYOR
İş yükünün stresin önemli kaynaklarından biri olduğunu ancak kişinin bu yükü nasıl yorumladığının da stres düzeyini etkilediğini belirten Kaya, kişinin kendisine yüklediği yüksek beklentilerin mevcut iş baskısına ikinci bir psikolojik yük ekleyebileceğini söyledi.
“Her şeye yetişmeliyim”, “Hata yapmamalıyım”, “Hayır dersem yetersiz görünürüm” veya “Her şeyi kontrol etmeliyim” gibi katı düşüncelerin stresi artırabileceğini belirten Kaya, gerçek iş yüküyle kişinin kendisine yüklediği baskının ayrılması gerektiğini vurguladı.
Kaya, çalışanların kendilerine şu soruyu yöneltmesinin faydalı olabileceğini söyledi:
“Benden gerçekten beklenen nedir, benim kendimden beklediğim nedir?”
Gerçekten yoğun bir çalışma ortamıyla mükemmeliyetçi veya aşırı sorumluluk alan düşünce biçiminin bir araya gelmesinin stres yükünü daha da artırabileceğini ifade eden Kaya, bu nedenle yalnızca çalışanın stres yönetiminin değil, çalışma koşullarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

MESAİ SONRASI BİLDİRİMLERİ KAPATMAK İŞE YARAYABİLİR
Kısa molaların düzenli uygulandığında işlevsel olabileceğini belirten Kaya, beynin dikkat sisteminin uzun süre boyunca aynı yoğunlukta çalışmaya uygun olmadığını söyledi.
Birkaç dakika ekrandan uzaklaşmak, ayağa kalkmak, kısa yürüyüş yapmak veya nefesi yavaşlatmak gibi uygulamaların bedensel gerginliğin azalmasına yardımcı olabileceğini belirten Kaya, gün içerisinde görevlerin önem ve aciliyet sırasına göre düzenlenmesini de önerdi.
Aynı anda çok sayıda işi yürütmeye çalışmak yerine mümkün olduğunca tek göreve odaklanmanın ve gerçekçi çalışma blokları oluşturmanın stres yönetiminde etkili olabileceğini ifade eden Kaya, mesai sonrasında ise psikolojik sınırların önemine dikkat çekti.
Kaya, sürekli mail ve mesaj kontrolünün beynin işle bağlantısını devam ettirdiğini belirterek mümkün olan mesleklerde belirli bir saatten sonra bildirimleri kapatmanın ve ertesi gün yapılacak işleri kısa bir listeye aktarmanın faydalı olabileceğini söyledi.
“Burada amaç stresi tamamen ortadan kaldırmak değil, stres sistemine toparlanabileceği zaman aralıkları yaratmaktır” ifadelerini kullandı.
İŞ STRESİ NE ZAMAN TÜKENMİŞLİĞE DÖNÜŞÜYOR?
Geçici iş stresi ile tükenmişlik arasındaki en önemli farklardan birinin toparlanabilme kapasitesi olduğunu belirten Kaya, yoğun ve yorucu bir dönem yaşayan kişinin dinlendiğinde veya iş yükü azaldığında büyük ölçüde eski haline dönebildiğini söyledi.
Tükenmişlikte ise dinlenmenin toparlayıcı etkisinin giderek azalabileceğine dikkat çeken Kaya, tükenmişliğin yalnızca “çok yorulmak” anlamına gelmediğini vurguladı.

Kaya, tükenmişlikte üç temel alanın öne çıktığını belirtti: yoğun bitkinlik ve enerji kaybı, işe karşı zihinsel mesafe veya olumsuz tutum geliştirme ve kişinin mesleki yeterlilik hissinin azalması.
“Kişi ‘Çok çalışıyorum ve yoruldum’ noktasından ‘Artık yaptığım işin bir anlamını göremiyorum, insanlara tahammül edemiyorum ve eskisi kadar iyi yapamadığımı düşünüyorum’ noktasına ilerliyorsa dikkat etmek gerekir” diyen Kaya, belirtilerin haftalar boyunca devam etmesi ve izin ya da dinlenmeyle belirgin şekilde düzelmemesi halinde profesyonel değerlendirme düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Uyku düzeninin, sosyal ilişkilerin, günlük yaşamın veya iş performansının etkilenmesinin önemli göstergeler olduğunu belirten Kaya, yoğun umutsuzluk, belirgin kaygı veya depresif belirtilerin yalnızca tükenmişlikle açıklanmaması gerektiğini de vurguladı.




