Emperyal devletler, Türkiye’yi parçalamaya yönelik planlarında yakın tarihimiz boyunca “Kürt kartını” kullanmaktan hiç vazgeçmemiştir!

Emperyal devletler, Türkiye’yi parçalamaya yönelik planlarında yakın tarihimiz boyunca “Kürt kartını” kullanmaktan hiç vazgeçmemiştir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Şeyh Sait İsyanı’dır. Bu isyan yalnızca iç huzurumuzu hedef almamış, aynı zamanda Kerkük ve Musul’u kaybetmemize zemin hazırlamıştır. Dün bu kışkırtmalar farklı aktörler üzerinden yürütülürken, bugün aynı senaryo PKK eliyle sahneye konulmak istenmektedir.

Sadece kendi tarihimize değil, komşularımız Irak ve İran’ın yakın geçmişine baktığımızda da benzer “böl ve parçala” politikalarının sistematik biçimde devrede olduğunu görmek mümkündür. Emperyalizmin yöntemleri değişse de hedefleri değişmemektedir.

Türkiye, tüm iyi niyetli çabalarına rağmen bu tuzaklara karşı defalarca sabır ve devlet aklıyla hareket etmiştir. Bu noktada Açılım Süreci’ni örnek vermek hiç de yanlış olmayacaktır. Ancak ne yazık ki bu süreç, terör örgütü tarafından bilinçli biçimde sabote edilmiştir. En yakın ve en somut örnek ise 20 Ocak 2026 tarihinde Nusaybin’de bayrağımıza yapılan alçak saygısızlıktır. Unutulmamalıdır ki bayrağımız, bu topraklar için can veren şehitlerimizin bize emanetidir.

Günümüze geldiğimizde, Suriye sahasında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. El Şara hükümeti, PKK’nın Suriye uzantısı olan SDG’nin işgal ettiği bölgelerin büyük kısmını ele geçirmiştir. SDG, ABD’den beklediği desteği bulamamış; Haseki ve Ayn el-Arap hattına sıkışmıştır. Artık ABD için yalnızca taktik düzeyde bir ortak konumundadır.

Tüm bu gelişmelerde Türkiye’nin aktif ve belirleyici rolünün altını özellikle çizmek gerekir. Bu süreçte stratejik bir kazanç elde edilmiştir. Hükümetimizin kararlı duruşu, dikkatli ve çok boyutlu dış politikası ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki caydırıcı gücü, ülkemize önemli bir avantaj sağlamıştır.

Ancak tüm bu olumlu gelişmelere rağmen rehavete kapılmak büyük bir hata olur. PKK/SDG aparatının bölgede hâlen varlığını sürdürdüğü ve emperyal güçlerin ihtiyaç duydukları anda bu yapıları yeniden devreye sokabilecekleri unutulmamalıdır.

Tarih bize şunu açıkça göstermiştir: Uyanık olmayan milletler, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya mahkûmdur.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*