Parfüm tezgahında üç dört deneme sonrası müşteriye kahve uzatılıyor. Amacın burnu sıfırlamak olduğu söyleniyor.
Kimya mühendisi ve koku parfüm atölyesi sahibi Güray Akçay ise konuyla ilgili olarak Türkinform'a özel açıklamalarda bulundu.

"Kahve aslında yanlış bildiğimiz bir doğru diyebiliriz. Çünkü literatürde baktığımızda kahve bir baharat diye geçiyor, baharatlar da koku camiasında tutucu olarak geçer. Dolayısıyla kahve aslında burnumuzu yoruyor."
Akçay'a göre kahvenin işe yaradığı izlenimi alışkanlıktan doğuyor. Kahvenin günlük hayatta kullanıldığı anlar nedeniyle algıda bir plasebo etkisi oluştuğunu söylüyor.
"Reseptörün sıfırlanma gibi bir durumu yok maalesef. En iyi yöntem 5-10 dakika temiz hava almanız, biraz açılmasını beklemeniz."
Akçay, "Pazarlamacı size kahveyi koklattığında duyunuz tamamen kapanıyor, artık pazarlamacının ikna kabiliyetine kalmış oluyorsunuz" diyor. Uygulamanın daha çok üst segment mağazalarda görüldüğünü ekledi.
BURUN KAÇ KOKUDAN SONRA YORULUYOR
Koku reseptörlerinin dayanma sınırı sanılandan düşük.
"Bizim burnumuzun bir dezavantajı var, kokulara çok kolay alışabiliyoruz" diyen Akçay sınırı da veriyor. "Kokularla uğraşmayan bir kişiyi baz aldığımızda 3-4 kokudan sonra burnu yorulabiliyor."
Hafif kokularda sınır beş altıya çıkabiliyor. Yoğun ve tutucu kokularda, özellikle baharatlarda ise daha erken geliyor.
KOKU DUYUSU KAS GİBİ GELİŞİYOR
Koku alma yeteneğinin sabit olmadığı, Akçay'ın kendi sınıfından çıkardığı veriyle anlattığı konu.
Atölyesinde üç ay süren bir modül uyguluyor ve sonucu şöyle aktarıyor. "Gelen öğrenciler 3-4 farklı kokuda burnu yorulurken, kurs bitiminde 12-13 farklı kokuyu ayırt edebilecek duruma geliyor."
Bu rakamlar üzerinden yaptığımız hesaba göre ayırt edilebilen koku sayısı üç ay içinde yaklaşık üç ile dört katına çıkıyor.
Akçay'ın sorusu da buradan geliyor. "Acaba bu koku duyusu dediğimiz durum kas gibi mi, geliştirilebilir bir duyu mu?"
Yetenek farkının bulunduğunu da söylüyor. "Kimisi köpek burnu diyeceğimiz derecede iyi koku alıyor, çok düşük boyutta olan kokuları alabiliyor. Bazıları da çok az alabiliyor. Fakat hiç koku almayacağı, geliştirilemeyeceği anlamına gelmiyor."
Bir koku üzerinde dikkat çekici bir gözlemi var. "Miski alamayan birçok insan var. Ben kendi öğrencilerim arasında da görüyorum, ilk kokladığında misk kokusunu pek alamıyorlar."
Tekrarın belleğe etkisini de aynı yerden açıklıyor. "Bir kokuyu 3 gün, 4 gün, hatta haftalarca tekrarladığınızda koku bellek kısmınıza girmiş oluyor. Artık kaç sene önce kokladınız hiç fark etmiyor, koku oraya kaydedildi."
ÜST NOTA İKİ DAKİKA, DİP NOTA SAATLER
Parfümün katmanlı yapısı bileşenlerin uçuculuk farkından doğuyor.
Akçay parfümeri dilinin müzikten ödünç alındığını hatırlatıyor. "Parfümleri müzik diline çok benzetirler, nota derler, akor derler. Piyanonun bir tuşuna bastığımızda bir ses çıkıyor, fakat sert bastığımızda daha güçlü bir ses çıkıyor. Kokular da aynı bu şekildedir."
Sıralamanın sebebini şöyle anlatıyor. "Kokular bize homojen bir şekilde gelmiyor. Aralarındaki uçuculuk ve tutuculuk farkından dolayı en uçucu olan geliyor, en tutucu olan en son geliyor."
Katmanların pratikteki süreleri de belli.
- En uçucu kokular üst notada ve Akçay'ın aktarımıyla "sıktıysanız ilk 2 dakika üst nota sizi karşılıyor"
- Orta derecede uçucu kokular kalp notasında, ağırlıklı olarak çiçekler burada ve yaklaşık bir saat sonra öne çıkıyor
- Ağaç, baharat ve hayvansal karakterli tutucu kokular dip notada, birkaç saat sonra hissediliyor
Yüzey de sonucu değiştiriyor. "Bir kağıda sıktığımızda farklı kokar, tene sıktığımızda farklı kokar, kumaşa sıktığımızda farklı kokar" diyor.
PARFÜM TENDE NEDEN FARKLI KOKUYOR?
Aynı şişeden sıkılan parfüm iki kişide aynı kokmuyor.
Akçay sebebi tek cümlede açıkladı. "Hepimizin ten kokusu farklı. Cildimiz emilim yapan bir yapıda olduğu için kokuya da etki edecektir, dolayısıyla farklı kokacaktır."
Cildin yağ oranı, yüzey asitliği, vücut ısısı ve deri üzerindeki mikroorganizma dengesi parfümün açılımını değiştiriyor. Yağ tabakası az olan ciltte tutunacak zemin daralıyor ve kalıcılık düşüyor. Vücut ısısı yüksek kişide üst nota daha hızlı uçuyor.
Beden kokusunun kişiye özgü olmasında genetik etkenlerin rolü de araştırılıyor. Bağışıklık sisteminde görev alan doku uyuşum gen grubu ile beden kokusu arasındaki bağ, bilimsel yazında üzerinde çalışılan başlıklardan biri.
MUADİL PARFÜMDE ÜÇ KALİTE KADEMESİ
Muadil ürünlerin orijinalle aynı kokmaması teknik bir zorunluluk.
Akçay formüllerin korunduğunu, buna karşın cihazla çözülebildiğini söylüyor. "Gelişmiş cihazların içerisine orijinal parfümün numunesinden biraz aktarsanız bile formül ortaya çıkar. Bir kimyager veya kimya mühendisi bu formülasyona bakıp kopyalayabilir."
Sonuç aynı koku olmuyor. "Kokunun aynısı olmuyor, bir benzeri oluyor, buna imitasyonlaştırma deniyor" diyen Akçay yöntemi de açıklıyor. "İki molekül fazla veya iki molekül az yapıp orijinal kokuya benzer bir koku yaratıyorlar. Tam olarak aynısı değil ama çok gelişmiş bir burun koklamadığı sürece aynısı gibi geliyor."
Piyasanın kendi sınıflandırması da var. "Üç tip kalite çeşidi var, fort kalite, deluxe kalite, top kalite. Top kalite iyi bir süreçten geçmiş ve orijinale en çok benzeyen parfümler oluyor." Aynı parfümün firmadan firmaya farklı fiyatlanması ve farklı kokması bu kademelerden geliyor.
Talebin yönünü belirleyen etken ise kalıcılık. "Bizim milletimiz kalıcı parfüm sever, kalıcı parfümler de muadil satan firmaların baş tacıdır" diyor.
Kalıcılığın nasıl artırıldığını da anlatıyor. "Kalıcılığı esans oranına bağlı yapmayabilirsiniz. Farklı tutucu malzemeler var, biraz daha yağımsı bir yapı yaratıp parfümün daha az uçmasını sağlıyor."
İşe lisede bir kimya dersinde başladığını anlatan Akçay kaynakları okumaya başladıktan sonrasını tek cümleyle tarif ediyor. "Bu alanın gerçekten dipsiz bir kuyu olduğunu fark ettim."




