Para borçlarında vadenin geçmesi, her zaman yalnızca borcun daha geç ödenmesi anlamına gelmemektedir. Borçlunun temerrüde düşmesi, alacaklının parasını zamanında kullanamamasına, finansman ihtiyacının artmasına ve ekonomik değer kaybına uğramasına neden olabilir. Hukuk düzeni bu nedenle temerrüdün sonuçlarını yalnızca ana paranın ödenmesiyle sınırlı tutmamakta, belirli şartlar altında faiz alacağını da kabul etmektedir.

Temerrüt faizi, para borcunun zamanında ifa edilmemesinin kanuni sonuçlarından biridir. Ancak özellikle yüksek enflasyon veya olağanüstü ekonomik dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde, uygulanan faiz oranının alacaklının gerçek ekonomik kaybını karşılamadığı durumlar ortaya çıkabilmektedir.

Bu noktada munzam zarar kavramı önem kazanmaktadır. Temerrüt faizinin alacaklının uğradığı zararı tamamen karşılamaması halinde, belirli koşullar altında faizle karşılanmayan ek zararın talep edilmesi mümkün olabilmektedir.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Paranın satın alma gücünün azalması ile somut munzam zararın varlığı aynı şey değildir. Enflasyonun yüksek olması, alacaklının gerçek anlamda zarara uğradığını ortaya koyabilecek önemli bir ekonomik veri olmakla birlikte, tek başına her somut olay bakımından munzam zararın varlığını kesin olarak göstermez.

Alacaklının uğradığı zararın niteliği, zararın temerrütten kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve faizle karşılanmayan bölümün gerçekten mevcut olup olmadığı ortaya konulmalıdır. Başka bir ifadeyle, munzam zarar talebi salt matematiksel bir "faiz farkı" hesabına indirgenmemelidir.

Örneğin, alacaklı borcun zamanında ödenmemesi nedeniyle daha yüksek maliyetli bir finansman kullanmak zorunda kalmışsa veya parayı zamanında elde etmiş olması halinde gerçekleştirebileceği belirli bir ekonomik işlemden mahrum kalmışsa, somut olayın özelliklerine göre bu durumların zararın belirlenmesinde dikkate alınması gündeme gelebilir.

Burada ispat meselesi de önem taşımaktadır. Alacaklının yalnızca ekonomik koşulların kötüleştiğini ileri sürmesi yerine, temerrüt nedeniyle faizle karşılanmayan somut bir zarar meydana geldiğini ortaya koyması gerekir.

Özellikle günümüzde para borçlarının uzun süre ödenmediği uyuşmazlıklarda, yalnızca ana para ve temerrüt faizi üzerinden yapılan hesaplamanın alacaklının gerçek kaybını karşılayıp karşılamadığı daha fazla tartışılmaktadır. Bu nedenle munzam zarar, güncel ekonomik koşullar ile klasik borçlar hukuku kurumlarının kesiştiği önemli alanlardan biri haline gelmiştir.

Sonuç olarak, temerrüt faizi borçlunun geç ifasının hukuki sonuçlarını karşılamaya yönelik temel araç olmakla birlikte, her durumda alacaklının bütün zararlarını gidereceği kabul edilemez. Bununla birlikte, munzam zarar da otomatik olarak kabul edilen bir ek alacak değildir. Esas olan, somut ve ispatlanabilir zarar ile temerrüt arasındaki hukuki bağın ortaya konulmasıdır.