Ceza davasının yapılan yargılaması sonunda hakim, sanık hakkında kararını açıklıyor: Beş yıl, sekiz yıl, on yıl hapis…
Kararı duyan kişinin ve yakınlarının aklına gelen ilk soru ve hatta avukatına sorduğu ilk soru ise genellikle aynı oluyor: “Peki bunun ne kadarını cezaevinde yatacak?” ya da daha kısa olan tabir ile “Yatarı ne?”
Aslında bu soruya yalnızca mahkemenin verdiği cezanın miktarına bakarak cevap vermemek gerek. Çünkü mahkemenin verdiği hapis cezası ile kişinin cezaevinde fiilen geçireceği, “yatacağı” süre aynı şeyi ifade etmiyor. Mahkeme cezayı belirliyor, bundan sonra devreye giren infaz hukuku ise bu cezanın ne kadarının, nerede ve hangi şartlarla infaz edileceğini düzenliyor.
Bu nedenle halk arasında sıkça duyduğumuz “10 yıl ceza aldıysa şu kadar yatar” şeklindeki hesaplamalar her zaman doğru sonucu vermiyor. Suçun işlendiği tarih, suçun türü, kişinin önceki mahkumiyetleri, hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı, denetimli serbestlik şartları ve iyi hal durumu infaz hesabını değiştirebiliyor. Aynı miktarda ceza alan iki kişinin farklı tarihlerde cezaevinden çıkması durumunda sorulan soruların cevabı da burada gizli.
Cezaevinden çıkış tarihini belirleyen en önemli kurumlardan biri, halk arasında “şartlı tahliye” olarak bilinen koşullu salıverilme. Hükümlü, cezasının kanunda öngörülen bölümünü iyi halli olarak geçirdiğinde kalan kısmını cezaevi dışında tamamlayabiliyor. Ancak koşullu salıverilme bir af değil. Ceza ortadan kalkmıyor, yalnızca kalan kısmının cezaevi dışında infaz edilmesine imkan tanınıyor. Üstelik koşullu salıverilme oranları bütün suçlar bakımından aynı olmadığından, yalnızca toplam ceza üzerinden bir “yatar hesabı” yapmak da yanıltıcı olabiliyor.
Bir diğer önemli kurum ise denetimli serbestlik. Burada da ceza sona ermiyor; infaz cezaevinin dışında devam ediyor. Hükümlü hakkında imza verme, belirli programlara, seminerlere katılma veya başka yükümlülükler yüklenebiliyor. Bu kurallara uyulmaması halinde kişinin yeniden ceza infaz kurumuna alınması ise kişilerin ihtimal vermedikleri ancak başlarına gelen bir durum.
Kapalı cezaevinden açık cezaevine ayrılma da infaz sürecinin önemli dönüm noktası. Açık cezaevine geçiş otomatik değil. Hükümlünün cezası, suç türü, disiplin durumu ve özellikle iyi hali değerlendirmeye alınarak açık ceza infaz kurumuna kişinin ayrılmasına karar veriliyor. İyi halli olduğunun tespitinde ise yalnızca kişinin disiplin cezası alması değil, aynı zamanda kişinin yani hükümlünün kurum kurallarına uyumu, yükümlülüklerini yerine getirmesi, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine yatkınlığı ile infaz kurumundaki genel davranışları iyi hal raporu düzenlenirken dikkate alınıyor.
Bu nedenle müddetnamede bir koşullu salıverilme tarihinin yazıyor olması, hükümlünün o tarihte hiçbir değerlendirme yapılmaksızın tahliye edileceği anlamına gelmiyor.
İnfaz hesabını değiştirebilecek önemli konulardan biri de tekerrür. Önceki mahkumiyetler nedeniyle mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması, kişinin koşullu salıverilme ve tahliye hesabını etkileyebiliyor. Özellikle ikinci kez mükerrir olanlar bakımından güncel mevzuatın dikkate alınması gerekiyor. İnfaz hukukunda yapılan değişiklikler nedeniyle internette birkaç yıl önce hazırlanmış tablolar bugün doğru sonucu vermeyebilir.
Her hapis cezasının mutlaka aynı şekilde cezaevinde infaz edilmesi de gerekmiyor. Kanunda aranan şartların bulunması halinde bazı cezaların konutta, geceleyin veya hafta sonlarında infazı mümkün olabiliyor. Özellikle kısa süreli hapis cezaları ile kadın hükümlüler, ileri yaştaki kişiler ve belirli sağlık veya engellilik durumları bakımından özel infaz hükümlerinde son zamanlarda yapılan değişikliklerin nazara alınması, hesabın doğru yapılması bakımından önem arz ediyor.
Tahliye hesabında gözden kaçırılmaması gereken bir başka konu ise mahsup. Hükümlünün aynı dosya nedeniyle daha önce gözaltında veya tutuklu olarak geçirdiği sürelerin şartları varsa hapis cezasından düşülmesi gerekir. Aylarca tutuklu kalan bir kişinin bu süresinin hesaba katılmaması, tahliye tarihini doğrudan değiştirir ve müddetnameye itirazda haklı bir gerekçedir.
İşte bu nedenle hükümlü açısından en önemli belge Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan müddetnamedir. Müddetnamenin iyi okunması, incelenmesi ve irdelenmesi; toplam ceza, infaz rejimi, koşullu salıverilme tarihi ve hak ederek tahliye tarihi gibi bilgilerin, hükümlünün “yatarının” hesaplanmasında ve müddetnameye itiraz edilmesi gerekip gerekmediğinin tespiti için elzemdir.
Basit bir matematik hesabı ile verilemeyecek “Kaç yıl ceza aldı, ne kadar yatar?” sorusunun cevabı müddetnamenin incelenmesi ile aşılabilecek bir durum olmakla birlikte, hak ederek tahliye tarihine kadar kişinin hükümlü sıfatını taşıdığı da unutulmamalıdır.
Bir merdivenin basamaklarını çıkmak gibi olan hayatta hükümlü olmak, umarım kimseye merdivenin basamaklarından inmek anlamına gelmez.