Bir işçi işten çıkarılıyor ve iş hukukundan kaynaklanan haklarını alamıyor. Ev sahibi ile kiracı bir sebepten dolayı anlaşamıyor. İki şirket arasında alacak meselesi çıkıyor. Bir nedenle tarafların arası açılmış ve birbirlerini duyamıyorlar.

Cicero' nun vakti zamanında dediğinin bugünkü karşılığı olan ve sıkça kullandığımız "en kötü anlaşma en iyi davadan iyidir" sözü bugün karşımıza bu durumlarda "arabuluculuk" müessesesi ile karşımıza çıkıyor.

Bugün birçok özel hukuk uyuşmazlığında mahkeme kapısı aşındırılmadan evvel arabulucuların kapısı aşındırılmak zorunlu hale geldi.

Arabuluculuk, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı tarafsız ve uzman bir üçüncü kişinin yardımıyla çözmeye çalıştıkları bir yöntem. Uzlaşma görüşmelerinin yapıldığı masanın ev sahibi. Hakim gibi kimin haklı olduğuna karar vermez ve taraflara bir çözümü zorla kabul ettirmez, ettiremez. Çözümü bulan da kabul eden de yine tarafların kendisidir. Tarafların özgür iradelerinin yansımasıdır. Arabuluculuk müessesesi, uzlaşma kültürünü topluma aşılayan, zamanla yeşerten ve anlaşmazlıkları daha hızlı çözüme kavuşturan bir kurumdur.

Mahkeme ile arabuluculuk arasındaki en önemli fark işte buradadır. Mahkemede taraflar iddialarını ve delillerini sunar, muhakeme sonunda hakim tüm bu iddia ve delilleri değerlendirerek karar verir.

Kanun koyucunun düzenlediği hali ile arabuluculuk karşımıza zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk olmak üzere iki şekilde çıkıyor.

Adının zorunlu arabuluculuk oluşu tarafların hür iradelerinin egemen olmadığını değil, zorunlu olan hususun, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak olduğunu anlattığını karışıklığa mahal vermemek adına burada belirtelim. Yani kanunun dava şartı olarak arabuluculuğu öngördüğü bir uyuşmazlıkta bu yol tüketilmeden doğrudan dava açılması halinde davanın usulden reddedileceği kanunda düzenlenmiştir.

Örneğin kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti veya ödenmeyen maaş gibi birçok işçilik alacağında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekir. Bazı ticari uyuşmazlıkların yanı sıra kira, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan kaynaklanan belirli uyuşmazlıklarda da dava şartı arabuluculuk uygulanmaktadır.

Taraflar arabuluculuk görüşmelerinin ardından anlaşamazlarsa bundan sonra mahkemeye başvurabilirler. Dolayısıyla zorunlu arabuluculuk, insanları anlaşmaya mecbur eden değil; mahkemeye gitmeden önce anlaşma ihtimalini denemelerini zorunlu tutan bir müessesedir.

İhtiyari arabuluculukta ise böyle bir zorunluluk bulunmaz. Taraflar üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarında ister doğrudan dava açabilir, isterlerse önce arabuluculuk yoluyla çözüm arayabilirler.

Arabuluculuğun önemli avantajlarından biri tarafların çözüm üzerinde söz sahibi olmasıdır. Örneğin bir alacak uyuşmazlığında yalnızca “kim haklı?” sorusuna cevap aranmak yerine uzlaşı ortamı sağlanarak borcun hangi tarihte, kaç taksitte veya hangi şartlarla ödeneceği konusunda tarafların menfaatlerine uygun bir çözüm bulunabilir. Üstelik zorunlu veya ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinde, görüşmelerin gizlilik esasına dayanması, özellikle ticari uyuşmazlıklarda önemli bir avantaj sağlayabilir.

Tarafların aralarında uzlaştıkları hususlar tarafların ve arabulucunun imzasını taşıyan bir protokole yazılarak tarafların anlaşmaları sağlanır. Esasen bakıldığında arabuluculuğun hızlı sonuçlanması, günümüz koşullarında yargılamaların bu denli uzun sürmesi karşısında daha da önemli hale gelmiştir.

Ancak arabuluculuk sonunda imzalanan anlaşma belgesini sıradan bir protokol gibi görmek de doğru değildir. Gerektiğinde taraflardan biri mahkemeye başvurmak ve protokolü tasdik ettirmek sureti ile bu protokole mahkeme ilamı gücü de kazandırabilir.

Sıkça karıştırılan başka bir müessese olan uzlaştırmaya da bir parantez açalım. Ceza hukukundaki uzlaştırma ile arabuluculuğu birbirine karıştırmamak gerekir. Arabuluculuk özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde kullanılırken, suç teşkil eden fiiller bakımından şartları varsa Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenen uzlaştırma hükümleri uygulanır. Yani arabulucu, uzlaştırmacı değildir.

Arabuluculuk her uyuşmazlığın çözümü değildir. Bazen hakkı korumanın yolu mahkemeye gitmekten, bazen de yıllarca sürebilecek bir davaya başlamadan aynı masaya oturabilmekten geçer.

Neticeten bazen Cicero' ya katılmak gerek. Bazen de katılmamak en doğrusu olabilir. Gününe başlarken ise mutlaka anlaşabilmeyi denemek gerek.